TARİHTE ve HUKUK IŞIĞINDA DEVLET ANLAYIŞLARI
Fahri KARAMAN

TARİHTE ve HUKUK IŞIĞINDA DEVLET ANLAYIŞLARI

Bu içerik 820 kez okundu.
Reklam

Devletin halk,toprak ve egemenlik üçlüsünden meydana geldiğinde ittifak varır.İlk unsur

halktır,insan topluluğudur.Halk olarak bizimle bu kadar özdeş olan bir devlet kavramını her

an ve her yerde yanımızda hissetmemiz ve de bulmamız gerekmektedir.Hedef olarak da

bu soyut kavramla karşılaşmaya değil rahatlamaya ve neşe duymaya çalışılmalıdır.

İnsan vücudundaki bir parçanın varlığı daha çok ne zaman hissedilir? Dişin, elin, kolun,

ayağın boğazın, gözün varlığı ağrıdıklar ve zayiat gördükleri zaman kendini tam anlamıyla

hissettirir.Normal koşullarda tüm uzullar kendi görevlerini hissettirmeden yaparlar.Milletin

bağırından çıkan en büyük organizayon olan devlet de fonksiyonlarını böyle yerine

getirmek durumundadır.Kendini hissettirdiği, katılaştığı takdirde rahatsız eder, konsensus

sağlandığı taktirde tüm toplum, kurumlarını sever, sayar, korur, kollar.

O halde devlet kelimesine herkes aynı anlamı yüklüyor mu, yoksa başkaca görevler mi

yüklüyor, buna bir bakalım."Devlet ana", "devlet baba", "devlet düşmanı", "devlet adamı",

"derin devlet", "gizli devlet", "devlet mezarlığı", "devlet çarkı", "devlet töreni", "devlet

ödülü", "devlet­i ebed müddet", "devletlüler", "devlet büyükleri" gibi deyimlerimizde geçen

devlet sözcükleri yüzyıllardır hangi anlamı,neden yüklenmişlerdir?

Sözlükler net tarifler ile devleti ortaya koymuştu: "Bir hükümet idaresinde teşkilatlanmış"

olan siyasi topluluk.Ve "Belirli bir toprak üzerinde, belirli bir hükümet tarafından yönetilen

ve kanunlar çerçevesinde teşkilatlanmış bağımsız bir topluluktur."Daha önemli manalar

yükleyenler; "Devlet, kuvvet, kudret, hakimiyet, zafer, büyük nimet demişlerdir.

Kudret ve nimet gibi çok önemli anlamları yüklenen devlet kelimesi, uygarlığımız

bünyesinde destanlara, kitabelere, şiirlere, romanlara ve atasözlerine konu

olmuştur.Bunlardan en meşuru şüphesiz Kanuni'nin sözüdür:

"Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhat gibi."

  Şair Nev'i:

"Tali'de devlet olmasa hizmet ne faide,

Haktan inayet olmasa taat ne faide."demektedir.

"Deli ile devletli bildiğini işler","Devletin malı deniz","Devletli gözü perdeli olur","Miri malı

balık kılçığıdır, yutulmaz"gibi ata sözlerimiz de dillerde dolaşmaktadır.Bir kişinin malı,

mülkü, makamı çok hızlı olarak arttı mı "devlet kuşu kondu" denilir.Kargaşa hissedersek,

devletin olması gereken yeri hemen hatırlanır,"devlet başa"denir.Tüm bu sözler sadece

onlardan birkaçıdır.

HUKUK LİTERATÜRÜNDE DEVLET:

Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli hukuki belgesi olan 1982 Anayasası toplam 177

maddedir ve 143 yerde "devlet" kelimesi geçmektedir.Anaasa'da bu kadar devlet kelimesi

geçiyorsa, yasalarda da binlerce geçiyor olması doğaldır.Ancak "Devlet Meclisi" değil,

"Millet Meclisi", "Devlet Başkanı" değil, "Cumhur Başkanı" tabirlerinin tercih edilmesi millet

ve devlet kelimelerinin iyi irdelenmesini gerektirmektedir.Bu bağlamda eski

cumhurbaşkanlarından Kenan Evren bir dönem sonu kendisine Devlet Başkanı

denilmesine karşı çıkmış,Cumhurbaşkanı tebirini benimsemişti.

Hasılı devlet nedir, ne değildir, niçin olmalıdır, nasıl olmalıdır, nerede durmalıdır,

özgürlükler karşısında tavrı ne olmalıdır, ulusların devlet kavramına yükledikleri alamlar

ne kadar farklıdır, devlet ve sistem/rejim nerelerde ayrılır, nerelerde aynileşir gibi tarihi,

siyasi ve felsefi birçok sorun tüm insanlığın olduğu gibi bizim de gündemimizi işgal etmiştir.

Anayasa Hukuku Profesörü Kemal Dal,"Bir arazi parçası üzerinde yerleşmiş olan toplum

fertlerinin toplu halde yaşamasını sağlayan siyasi düzen tipidir", "Hukuk fikrinin

gerçekleşmesinin bir vasıtasıdır" görüşleri devleti, ülke, toplum ve hukuk düzeni çevresine

oturtmaktadır.Prof. Süleyman Akdemir'de benzer bir görüşü şöyle beyan

etmektedir:"Devlet, ulus niteliğini kazanmış insan topluluğunun, ülke niteliğini kazanmış

toprak üzerinde, egemenlik yoluyla mülk düzenini kurmasıdır."Hukukçuların tamamına

yakını  devleti meydana getiren unsurlar olarak ülke, toplum/millet ve egemenlik/hukuk'u

saymaktadırlar.

Devletin özelliklerini Prof. Kemal Dal gözüyle ortaya koyacak olursak"Devlette millet en

gelişmiş organizasyon halindedir:1­İdare edenler arasında tam ve olgun bir biçimde

işleyen iş bölümü vardır.2­Devlette dayanışma vardır.3­Devlet en üstün otoriteyi elinde

bulundurur"Ancak buradaki otoritenin asıl kaynağının millet/toplum olduğundan hiçbir

zaman sarfınazar etme imkanı yoktur.

 

İSLAM'IN DEVLET ANLAYIŞI

İnsan yaratılışla beraber toplum halinde faaliyet göstermiştir.Bu da toplumsal iş bölümünü

gerekli kılmıştır.Köy, site ve eyalet devletlerinden imparatorluklara kadar coğrafyasıyla,

bağımsızlığıyla, ideolojisiyle ve hukuki yapısıyla farklı devletler tarihte yerlerini almışlardır

ve almaya devam etmektedirler

İslam alimleri genellikle şekli bir islam devleti önermezler.Temel esasları ,umdeleri

belirterek yörenin/günün ihtiyaçlarına uygun yorumlarda/içtihatlarda bulunarak toplumun

dünya ve ahiret saadetine yardımcı olunması gerektiğini vurgularlar.

İslam dini, ilk insan ve ilk peygamber Hz.Adem(A.S) ile insanlığı tarihi ve devleti

başlatır.Tarih boyunca bütün peygamberler hemen hemen aynı temayı

işlemişlerdir:Adaletle hükmetmek, haklıyı zayıfda olsa korumak, mazlumların yanında yer

almak, doğru ve dürüstlüğe uygun hareket etmek, huzuru sağlamak, birlik ve dirliği

sağlamak, kardeşlik tesis etmek, adil ve eşit davranmak, hukuka dayanmak ve istişare

etmek.Bu altın kurallar çağlar boyu ve bugün tüm toplumların ve çağdaş kurumların

baştacı ettiği esasları oluşturmaktadır.

Kur'an­ı Kerim'in, Nisa Suresi 58­59. ayetlerini yorumlayanlardan bir kısmı devlet ve millet

arasında içtimai mukavele tesisine önayak olan hususları içardiğine dikkat çekerek

;"devlet adil olacak, memuriyetleri ehline verecek, milleti memnun etmek için say edecek

ve millette ona itaat edecek ve yardımda bulunacaktır"demektedirler.Bir başka yerde ise

devlet kelimesinin servet anlamında kullanıldığını görüyoruz:"Allah'ın (fethedilen) ülkeler

halkından peygamberine verdiği ganimetler, Allah, Peygamber, yakınları, yetimleri

yoksullar ve yolda kalmışlar içinir.Böylece o mallar içinizden yalnız zenginler arasında

dolaşan bir devlet olmaz.Peygamber size ne verdiyse onu alın,size ne yasakladıysa

ondan da sakının.Allah'dan korkun.Çünkü Allah'ın azabı çetindir."

  Hz.Muhammed(S.A.V.) devleti yönetenler hakkında bazı önemli kurallar vaz

etmiştir.Bunlardan en meşhuru:"Hepiniz çobansınız, hepiniz sürünüzden

sorumlusunuz."ve"insanların en hayırlısı insanlara faydası dokunandır"Yani islam

Başkanın sorumsuzluğunu kabul etmiyerek maddi ve dünyevi sorumluluğunada işaret

etmektedir.Diğer örnekler:"Devlet Başkanı,arkasında savaşılan ve kendisiyle korunulan bir

kalkandır.","Halkını aldatan her bir idareci cehennemdedir.","Benden sonra yalan

söyleyen ve zulmeden idareciler zuhur edecektir.Kim onların yalanını doğrularsa ve zulum

yapmalarında onlara yardımcı olursa o benden ben de ondan değilim.Ve cennette havzı

kebirin başına gelemez.""Nasılsanız öyle idare edilirsiniz."hadisinde de cemiyet ferdin,

devlet cemiyetin bir aynası olarak taktim edilmektedir.Yukarıdaki uyarıları dikkate alan

İbni Teymiyye,"Dini vazifelerin en büyüğü idareciliktir."diyor.Birçok düşünür de insan idare

etmenin en zor iş olduğuna işaret ederler

Birçok eserde İslam'daki yapının da yasama, yürütme, yargı ve hisbe teşkilatı olarak

dörtlü bir şekilde olduğu anlatılmaktadır.Hisbe teşkilatı önemli bi denetim

kuruludur.Günümüz toplumlarındaki ihtiyar heyetleri, zapıta kurumları benzer işlevleri ifa

etmektedir.

İslam kaynaklarında devletin haklarından çok devletin,yönetimin görevleri ağırlıklı olarak

anlatılmaktadır.Adaletli davranış, şura düzeni ve yöneticilerin sorumlu tutulması gibi

konuların temel sorun olarak ele alınması bunu gösterir."Adalet mülkün temeli"düsturu,

mülk hakkındaki anlayışları da önemli kılar.İslam'da mülk Allah'ındır ve özel mülkiyete

konu olabilir.Faşizm ve Komizm insanı ve mülkü devlete ait olarak kabul etmektedir.

Müslüman tarihçi ve düşünürleri genellikle içtimai düzen ve ahiret düzeni için devletin ve

yöneticilerin önemine dikkat çekerler.Geçmiş ve modern devletlerin toplum çıkarlarına

öncelik vererek birlikte yaşamanın ön şartları olan eşitlik, adalet ve özgürlüğü bir temel

sözleşme ile sağladıklarında müttefiktirler.Devlete bakışlarını kısaca irdeleyecek olursak

en önce İbn­i Haldun akla gelmektedir.İbn­i Haldun'un"İnsanların bir arada yaşamasının

sosyal bir zaruret olduğu" görüşleri devletin merkezine insanı yerleştirmektedir.İbn­i

Haldun Mukaddime'sinde devleti yorumlarken, temel olarak asabiyyet'i ele alır

"Asabiyyet'in sonuç ve gayesinin devlet kurmak olduğu anlaşılmıştır.Hükümdar asabiyyet,

kuvvet ve kudretinin kemaline erdiğinde kendi kuvvetiyle müstakilen veyahut o çağın hal

ve durumunun müsadesine göre, diğer uruğların kuvvet ve yardımıyla devleri korur"

derken asabiyyetide şöyle tarif etmektedir "...düşmanların saldırısından korunmak ve

saldıranları kovmak".

İbn­i Haldun,oluşan devlet yönetimleri hakkında tenkitleri de sıralar: "...insanın yapısal

eğilimleri gereği zorbalıklara yol açmakta genellikle toplumun başında bulunan kişinin

haktan uzak ve boyunduruğundaki insanlar için bir işkence olan uygulamalara

kalkışmasına ortam hazırlamaktadır.Başta bulunanın istek ve tutkuları genellikle

yönetilenlere kaldıramayacakları şeyler yüklemektedir."

İbn­i Haldun, devletin işkence aracı olmasına karşı çıkıyor ve yöneticilerin haksız

kazanımlarına yüzyıllar öncesinden dikkat çekiyor.Yönetimlerin maneviyatı gözden ırak

tutmasını da tenkit ederek "yalnızca dünya işlerindeki yarar ve çıkarları

gözetmektedirler.Dinsel davranışlardan ve bunların yararlarından uzaktırlar." diyor.

Cevdet Paşa, devleti uygarlığın zirvesi olarak yourumlarken, yerli ve yabancı

düşmanlıklardan ve tam insan olmanın vazgeçilmez şartı olarak devleti tarif ediyor.

Osmanlı devletinin bir bütün ve askeri bir devlet olup, kuvvetlerin dayanışma halinde

olduğuna da dikkat çekildikten sonra, devleti teşkil eden şu üç topluluk arasında

muvazene ve uygunluk varsa cemiyetin ahengi düzgün olur

"1­Daire­i saltanat (saray)

2­Vücuh­u eşraf­ı millet (ileri gelenler)

3­Efrad­ı ahali (halk)"

"Dinin düzeni ancak dünyanın düzeniyle sağlanabilir." diyen İmam­ı Gazali de, kargaşa

ortamına, düzensizliğe karşı çıkarak devletin zaruretine değiniyor ve ilave ediyor: "Kargaşa

ortamında rızık için azgınlarla boğuşan insanoğlu "ahiret mutluluğunun iki sebebi olan ilim

ve ibadete zaman ayıramaz." Gazali, aynı zamanda devleti "ezilenin hakkını alıp,

ezenede gerekeni yapacak." mekanizma olarak görmektedir.

Yukarıda aktarılan görüşlerden anlaşılacağı üzere devlet, adalet, koruma ve savunma için

elzem bir kuruluştur. Çünkü devletsizliğin getirdiği anarşi, düzensizlik, ilkesizlik, işkence,

haksızlık kavramları insanlığın ayrılmaz bir parçası olamaz.

Elbette batılı düşünürlerin de devletin gerekleri ve doğuş gerekçeleri hakkında önemli

görüşleri vardır.Eflatun, Marks, Hegel, Hobbes, Locke gibi yüzlerce düşünür devlet

konusunda değişik tezler ürettiler.Bunlardan birkaçını zikretmek yararlı olacaktır.Devletin

varlığını doğal bir süreç olarak kabul edenler: Gierke, Korkounov, Michour. Devleti bir

mücadele sonucu olarak görenler: İbn­i Haldun, Spencer, J.Bodin. Farabi'nin başını

çektiği Hobes, Locke, Rousseau gibi düşünürler sosyal mukavelenin neticesinde devletin

oluştuğunu iddia etmişlerdir. Mark ise, devleti, "üretim araçlarının mülkiyetine sahip olan

sınıfın baskı aracıdır." anlayışını savunmuştur. Bu görüşlerin dışında devleti hukuki

pozitivizm ile izah eden görüşler de vardır.

Siyaset bilimcisi Maurice Duverger, gruplar arasındaki farklardan 'egemenlik' kavramının,

devletten gayrısında bulunmadığını belirtir. Hemingway ise, dinlerin inançların ve

görüşlerin devletleştirilemeyeceğini savunmaktadır. Eski Yunan anlayışına göre "En iyi

devlet bir dostlar topluluğuna en çok benzeyen devlettir."

Devletteki hakimiyet anlayışının despotluğa zulme değil, dayanışmaya ve dostluğa yol

bulması arzu edilmektedir.Toplumun ortak çıkarlarını ve de özellikle zayıfların haklarının

korunması sunulmaktadır. Devlet, bünyesinde barındırdığı insanların refah ve

mutluluğunu sağlamak ve savunmakla yükümlüdür.

Faşizm ve Komunizm, vatandaşını kutsal amaç için vasıta olarak görür ve nefesini her an

ensesinde hisettirir. Liderlerinden Mussolini, "Herşey devlette hiçbir şey devlet dışında,

hiçbir şey devlete karşı olmamalı." anlayışını dile getirmektedir. XIV.Lui de, günümüzde bir

takım bürokratlardan duyduğumuz gibi "Ben devletim, ben kanunum" diyebilmekte ve "tek

kral, tek yasa, tek inanç" dayatmaktadır. Faşizmde, devlet en kutsaldır, onun üstünde güç

yoktur. Katıksız bir devletçilik uygulanır. "Faşizme göre devletin fert,ferdin dışında devlet

olmaz.Bunlar birbiriyle özdeştirler.Ferdin iradesi devlettir.Devlet,Mussolini'nin ifadesiyle

"Evrensel ahlaki bir irade olarak hakkı oluşturur."Görüldüğü üzere faşizme göre devlet

yüce bir varlıktır ve ulaşılabilen son noktadır.Komunistlere göre devlet,sınıfsal zulmün bir

kurumudur,yavaş yavaş gücünü yitirecek ve onu proletarya ortadan kaldıracaktır.Gerçekte

iki sistem de totoliterizmi savunarak, partizan yönetimi yerleştirmeyi

hedeflemektedir.Devlete karşı çıkan marksistlere kimilerince şu sorunun yöneltilmesi

haklıdır: "Devlet kuvvetli olmasaydı onun (marksizmin) tatbik safhası mümkün olabilir

miydi?"

Devletin reel bir vaklık değil, düşünce olduğunu söyleyen Sezai Karakoç, düşünce

sistemleri olarak Kapitalizm, Komünizm ve Faşizm'de "bütün teorik sözler askıda kalmış,

gerçekte birinde şirketler, öbüründe parti, bir diğerinde başlar (şefler) temel öğeler

olmuştur... Özgürlük, eşitlik ve ırk üstünlüğü sözleri birer maskeden ibarettir."

Zulüm edecek kişinin veya sınıfın aracı kurumu olarak devleti öne süren ideolojiler,

vatandaşını içi boş terimlerle oyalama taktiğini sürdürmüşkerdir.Birey devlet içindir,

iddiasını sürdürenler, yargıda, yasa çıkarmada, atamalarda ve yükseltmelerde bireyin

hakkını değil, despot devleti, gerçekte onun menfaatçilerini korur, bireyi köreltir ve

hayattan, üretimden uzaklaştırır. Hasılı bireyin yok oluşu gerçekleşir.

________________

Kaynaklar:

Develioğlu Ferit,Osmanlıca­Türkçe Ans Lügat '70, s. 214, Risale Masa Ans. İst '88, s. 115, Yeğin Abdullah, Yeni Lügat, İst.

'73, s. 105, Soykut,, İ. Hilmi, Türk Atalarsözü Hazinesi, İst '74, s. 293, a.g.e., s. 159, Dal Kemal, Anayasa Hukuku Ank.

'79, s. 15,  a.g.e, s.  35, Belli Abdulmecid, Adalet Mülkün Temelidir, İst., '64, s. 170, Kur'an­ı Kerim, Haşr Suresi ayet 7,

Buhari Müslim Tirmizi, Akgündüz Ahmet, Eski Anayasa Hukukumuz ve İslam Anayasası, İst. '89, s. 18­36,İbn­i Haldun,

Mukaddime, 25. Bölüm, s. 158, Rayyıs, M.Ziyauddin, İslamda Siyasi Düşünce Tarihi, İst. '90, s.163,Karakoç Sezai, Çağ

ve İlham III, İst. 1980, s. 128

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Google'ın Allo uygulamasından Uzak Durun!
Google'ın Allo uygulamasından Uzak Durun!
Ayasofya'da Fetih Namazına Davet!
Ayasofya'da Fetih Namazına Davet!